Sizleri bilmem ama ben hep, nazik insanların gerçekten nazik olmadıklarına ve nazikliklerinin, nezaketlerinin altında hep, gizlenmiş, pusuda bir bencillik, sorumsuzluk ve kabalık yattığına yürekten inanırım. O yüzden, nazikliği değil dürüst, içten yalınlığı, dobralığı yeğlerim. Kaba olsun, içten ve mert olsun yani insan…
Dinleyicilerine çok kibar, çok nazik, çok dostça davranıyor görünen radyo sunucularının gerçekten böyle olup olmadıklarını bilimsel olarak incelemek, araştırmak, saptamak için, gizlice, beş yıl önce, telif hakkı bana ait olan bir yarışma başlattım ve bu yarışmayı, geçen hafta sonlandırdım. Yani bu yarışmadan , benden başka hiç kimsenin haberi yoktu. Bu yarışmanın temel koşullarından biri bu zaten.
Yarışmayı şöyle gerçekleştirdim: Değişik radyo kanallarından istekler istedim ve yöntem gereği, övgülerimi sundum önce. Bir, iki ay sonra da eleştirilerimi söyledim, yine yöntem gereği. Amacım; övgülere ve eleştirilere karşı nasıl davranacaklarını saptayıp kişiliklerini saptamaktı. İnsanları, tepkileri ile tanımak yöntemiydi yani. Ayrıca hiç istekte ve görüşte bulunmadan izledim; bu beş yıl boyunca. Gerçek yüzlerini, gerçek kişiliklerini araştırdım, inceledim… Bayan sunuculara, ‘’ Kardelen sesli; mehtap sesli,türkü sesli, özgün pazartesi sesli,’’, erkek sunuculara da ‘’ Kurabiye sesli; ninni sesli; mısır ekmeği sesli, kitap sesli,’’ gibi övgülerde bulundum… Ve hep ‘’ Sayın’’ sözcüğünü de kullandım.Amacım iyi niyetliliklerinin derecesini, düş güçlerini, şaka bilirliklerini, içtenliklerini, mesleki ustalıklarını ölçmekti…
Sonuç ne oldu?
Kuşkusuz ki övgülerime yanıtları , ‘’ Çok tşk. ederiz, biz zaten siz dinleyicilerimizle varız, ayaktayız,’’ falan oldu….
Ama iş, eleştiriye gelince yanıtlar başka türlü oldu: ‘’ Başka radyolar da var, bizi beğenmiyorsanız, onları dinleyin,’’ ‘’ Biz, bir kişi için yayın politikamızı değiştiremeyiz,’’ falan oldu. Övgüye çok açıktılar ama eleştiriye değil! Ah kıyamam ben sizlere…
Öteki sonuçlardan bazıları da şunlar oldu:
1- Bazı sunucular ne kendilerine övgümden ne eleştirilerimden söz ettiler, yayında,
2- Bazı sunucular yalnızca kendilerine övgümden söz ettiler, eleştirilerimden hiç söz etmediler,
3- Bir sunucu ‘’ Atatürk’ümüzün Nutuk’unu okumuş olan herkese armağan ediyorum,’’ tümcemi, ‘’ Atatürk’ün Nutuku’nu okumuş olan herkese,’’ diye söyledi, üstelik bir devlet radyosuydu…Hatta bir sunucu, bunu bile söylemedi; yine bir devlet radyosuydu…
4- Bazı sunucular yalnızca eleştirilerimden söz ettiler, kendilerine övgümden söz etmekten kaçındılar,
5- Altı kontörlük radyolar var. İsteğidiğiniz parçayı, altı kontörlük bir mesaj gönderdiğinizde çalıyorlar. Sanki kontör bedavaymış gibi bir de 24 saat boyunca, ‘’ Aman bizi mesajsız, sizsiz bırakmayın, sizsiz yaşam çekilmez oluyor, ‘’ gibi sözler söylüyorlar. Ve istek mesajlarının gönderilmesini kışkırtmak için şöyle yollar kullanıyorlar: ‘’ Sizce, sevgili mi daha önemli kanka mı? Bir saat içinde göndereceğiniz mesajlarla bunu oylayalım. Bakalım en çok mesajı hangisi alacak?’’
Bir mesaj, altı kontör. Günde on kontör gönderseniz, altmış kontör eder ki bu radyolar 24 saat istek çalıyor, mesajla. Ama dinleyicileriyle iletişimleri çok içtenmiş gibi görünüyor, neredeyse dinleyicilerinin her dertleriyle ilgilenir gibiler….
Altı kontörlük bir radyodan, sunucu ve dinleyici iletişimi :
Dinleyici: ‘’Sizi görmeyi çok istiyorum, büyük hayranınızım.’’
Sunucu: ‘’ Dinleyicilerimizle görüşmemiz yasak.’’
Aynı sunucu, ilerideki saatlerde, bir başka dinleyici ile şöyle konuşuyor:
-‘’ (……. ) rumuzlu, hani bizi görmeye gelecektin, kaç gün oldu gelmedin.?’’
-Bana, bir saat içinde en çok istek mesajını gönderen dinleyicime özel bir hediye vereceğim, gelip buradan alacak,’’.
Bu radyonun, başka bir yayın saatindeki başka bir sunucu ise mesaj gönderen dinleyicisine şöyle sesleniyordu: ‘’ Sen hele gel buraya, ben sana şehrimizi gezdiririm.’’ Maaş artı kontörlerden pirim karşılığı çalışıyorlar gibiler. Bir sunucuya yüzlerce mesaj geliyor, yayın saatinde… İyi para… Böyle bir radyoya, şöyle bir mesaj geldi, bir dinleyiciden bir gün : ‘’ Siz duygu ve kontör çalıyorsunuz bizlerden.’’ Öyle ki böyle radyolardan birindeki bayan sunucu, kendisine mesajla gönderilen evlenme tekliflerini bile yayınlıyor.
Bir dinsel radyo sunucusuna hayran kaldığımı da belirtmeliyim. İstek istemek için aradığımda yerinde yoksa, geldiğinde, benim telefon numaramı tanıyıp ve hangi şarkıcıdan hangi şarkıyı isteyeceğimi tahmin edip, adımı ve isteğimi söyleyip, isteğimi çalıyordu…Ve radyo ile ilgili şikayetlerimi, yetkililere ileteceğini söylerdi.
Hayran kaldığım iki sunucu da bir devlet radyosundan. Onlar da hem kendilerime övgülerimi hem de radyoyu eleştirilerimi çekinmeden söylediler hep.
İlginç ki bir radyo sunucusu da kendisine övgümü beğenmeyip yayında bana öyle bir çıkıştı ki! Oysa kendisine yalnızca, ‘’ Ninni sesli, mısır ekmeği sesli sayın sunucu, yazmıştım, maille istekte bulunup… Sunucu erkekti, yanlış anlaşılmasın! Ve üstelik bir devlet radyosuydu… Oysa ‘’ Kurabiye sesli sayın sunucu,’’ dediğim bir başka erkek sunucunun hoşuna gitmişti bu övgüm, hiç alınmamıştı…
Radyo sunucuları sonuçta bu işi maaş ve sigorta için yapıyorlar oysa radyo dinleyicileri, radyo dinleyiciliği mesleğini maaş ve sigorta karşılığında değil gönül karşılığında yapıyorlar yani radyo dinleyicileri, radyo sunucularından daha üstün, değerli, ileri mevkide. Radyo dinleyicileri, radyo dinleyiciliği mesleğinden ancak öldüklerinde emekli olurlar… Bunun anlamını, radyolar kavramak zorunda….
Radyo sunucularının da tv sunucularının da içtenliklerine, nezaketlerine inanmıyorum ben. Ve şöyle bir düşüncem var artık: ‘’Sunucular içten ve nazik değiller, çok kibirliler ve dalkavukluk severler.’’ Dalkavukları bile sevmezler, yalnızca dalkavukların dalkavukluklarını severler…. Sevdikleri dalkavuklar değil dalkavukların dalkavukluklarıdır…
Niye bu dünyada, inanılası insanlar yok… Her şey vitrin olmuş…Her şey kibir olmuş…
Necdet Gürçiftçi
2009-aralık
6 Aralık 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)